Bugün 8 Mart. Kadınların Türkiye’deki üniversitelerde karşılaştıkları birçok sorundan birini, cam tavanı konuşmanın tam zamanı. Günümüzde sayıları 200’ü aşan üniversitelerde kadınlar yönetimde yer alabiliyorlar mı? Kadın düşmanı olduğu artık tartışılmaz olan tek adam rejiminin denetiminde olan üniversitelerde kadınlar yönetimde yer alabilirler mi?

Bu diziye başlarken değindiğim bir AA haberi, “Akademik hayattaki kadın oranı erkeklere yaklaştı,” başlığını taşıyordu. Mart 2019 tarihli haberde akademisyenlerin yüzde 44’ünün kadın olması önemli bir gelişme gibi vurgulanıyordu. Oysa kadın akademisyenlerin üniversite içerisinde önemli görevlere gelmelerinin gayet zor olduğu haberin içeriğinden de anlaşılıyordu: Yüzde 44 olan genel oran, dekanlara bakıldığında yüzde 18, rektörlere bakıldığında ise yüzde 8’e düşüyordu.

Bu oranların ötesine geçip, yönetim birimlerine tek tek bakıldığında durum daha da açık olarak görülüyor: Yönetim birimlerinde kadınlar yer alamıyor. Üniversite yönetim kurullarına ender olarak girebilen kadınlar, daha geniş ve dolayısıyla daha kapsayıcı olan üniversite senatolarında yer alabiliyor. Ama senatoda kadın temsili hiçbir zaman yüzde 50, yüzde 44 değil; hatta 25 bile yok. Yüzde 15 bile görülmüyor.

Cam tavan

Bu konuda yapılmış araştırmalarla birlikte düşünüldüğünde, ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor. Akademik kadrolara giriş düzeyine bakıldığında kadın-erkek oranı eşit. Bir sonraki aşamaya, öğretim üyesi olanlara bakıldığında, kadın oranı yüzde 44. Akademik unvan yükseldikçe kadın oranı düşüyor.

Yönetim görevleri içerisinde bölüm başkanlığı kadınlar için görece daha erişilebilir. Ama dekanlık değil. Meslek yüksekokulu müdürü olmak daha da zor. Rektörlük bünyesinde herhangi bir görevde (yardımcılık veya danışmanlık dahil) bulunmaları ise çok daha zor. Yönetim birimlerinde oranlar hep düşük, yani yazılı olmayan engeller ve bir cam tavan var.

Buna ek olarak, kadınların üniversitelerin akademik olmayan kadrolarında yer alıp almadıkları da incelenmeli. Bu dizide incelenen üniversitelerde, kadınların idari kadroların üst kademesinde yer almalarının, yani genel sekreter olmalarının önünde engeller olduğu anlaşılıyor. Kadınlar genel sekreter veya genel sekreter yardımcılığı görevlerini üstlenemiyor.

Rejim üniversitesi tablosu

Yönetimleri erkeklerle dolu üniversitelerde, yöneticilerin başka kalıplara da uygun oldukları anlaşıyor. Erkek rektörlerin çoğu evli ve çocuklu. Rektör yardımcıları ve danışmanları da öyle. Erkek genel sekreterler de öyle. Bu tablo tam da rejim üniversitesi tablosu. Yönetim erkeklerle dolu. Bu erkeklerin hemen hepsi birer “aile erkeği”.

Rejimin üniversiteleri neye benzetmek istediğini anlamak için, özellikle rejim tarafından kurulan ve kadrolaşmanın tam anlamıyla sağlanabildiği üniversitelere bakmakta yarar var. Bu dizide incelenen Necmettin Erbakan Üniversitesi gibi. Rektör eski AKP milletvekili. Hem de ilahiyatçı. Genel sekreter de rektör gibi rejimle tam uyumlu. İmam Hatipliler Vakfı Genel Başkanlığı yapmış. İçinde bulunduğu kuruluşlar listesi şaşırtıcı derecede uzun. Bu liste bile üniversite için düşünülen geleceğe ışık tutuyor.

YÖK içinde kadın temsili

Peki, 12 Eylül Rejimi tarafından üniversiteleri cendereye sokmak için kurulan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) içerisinde kadınlara yer var mı? Tek adam rejimi elinde daha da korkunç bir yıkım aracına dönüştürülen YÖK, üniversitelerdeki duruma ters düşüyor olabilir mi?

Bu sorulara yanıt vermek için bakılması gereken web sayfası daha ilk bakışta durumu açıklıyor. Üniversitelerin tepesine yerleştirilmiş YÖK üyelerine tek tek bakalım: Başkan erkek. İki başkan vekili var; elbette ikisi de erkek. Sayfa kalabalık çünkü 20 üye var. Bu üyelerin çoğu olağan üye. Toplam 11 üyenin hepsi erkek. (Sınavlarda başarılı olmak için veya sivilcelere karşı okunacak duaları ile bilinen, televizyonda yaptığı Ramazan programlarıyla büyük paralar kazanan Nihat Hatipoğlu gibi.)

Geriye kalan üyeler Yürütme Kurulu’nu oluşturuyor; toplam 6 üye. Kurul üyeleri listesine konulmuş son kişi, bir kadın. Gerisi erkek. Hesaplarsak, toplam 20 üyesi olan YÖK içerisinde kadın oranı yüzde 5.

Demokratik hiçbir eğilime kucak açamayacağını bildiğimiz YÖK yönetiminde kadınların yer alması elbette beklenemez. Kadınların söz sahibi olamadığı YÖK gibi bir kurumdan, kadın üniversitesi gibi bir fikrin çıkması rastlantı olamaz. Kadınlara ayrılmış üniversiteler, ancak dünyayı erkeklerin yönetmesini isteyenlerin aklına gelebilir.

Rejimin kurduğu ve kadrolarını oluşturduğu yeni üniversitelerde de kadınların yönetimde söz sahibi olması söz konusu olamaz. “Yerli ve milli” diye yutturulmak istenen üniversitelerde de. Ama yine de bu oranların hepsini bilmek gerekiyor. Yanlışların adını koymak önemli. Cam tavan yanlış. YÖK yanlış. Üniversitelerin siyasal İslam aracı yapılması yanlış. Kayyum rektör, gofret gibi üniversite pazarlamak hepsi yanlış. Bu yanlışları bilmek gerek ki, düzeltme olanağı belirdiğinde kafa karışıklığı olmasın…